Çağdaş Fars Şiirinin Kısa Tanıtımı

Hiç şüphesiz Şiir İran’ın kültürel ve edebî kimliğini oluşturan temellerden biridir. İran şairleri, yüzyıllar boyunca Fars dilinin zenginliği ve kuvvetli hayal güçlerinden yararlanarak kendi çağlarının ruhunu çeşitli biçimlerde yazıya dökmüşlerdir. Bu zengin mirasla birlikte, Batı’dan gelen modern düşüncelerin yayılması sonucu yaşanan toplumsal, siyasal ve kültürel dönüşümler şiirde de köklü bir değişime yol açmıştır.

Zamanla Fars edebiyatı klasik kalıplardan ve Aristoteles’in şiir tanımından uzaklaşmaya başlamıştır. Bu değişimler yalnızca şiirin biçimi ile sınırlı kalmayıp aynı zamanda şiirin konuları ve temalarını da etkilemiştir. Yaşanan bu derin dönüşümler şairlerin dünyaya bakış açılarını da bütünüyle değiştirmiştir.

Modern şiir, Fars edebiyatı tarihinde bir dönüm noktasıdır demek herhalde yanlış olmaz. Geçmişin gelenek ve biçimlerinden büyük ölçüde kopmuş olan yeni şiir akımları, Fars şiiri için yeni ufukların kapısını aralamıştır. Bu devirde şiir, temel ve yapı bakımından köklü değişimlere uğramış ve klasik şiire göre de biçim, ölçü, konu ve imgeler açısından daha zengin ve çeşitlenmiş bir hale bürünmüştür.

Modern İran Şiirinin Başlangıcı İle İlgili Temel Noktalar

Klasik Edebiyatın Sınırlamalarından Kopmak

Klasik şiir, gazel, kaside, mesnevi, rubai, kıta, tercî-i bend, terkîb-i bend ve müstezad gibi belirli kalıplarla sınırlıydı. Bu kalıpların ölçü ve kafiye konusunda kesin olarak belirlenmiş çerçeveleri vardı ve şairlerin konu seçme özgürlüklerini sınırlandırırdı. Örneğin, mesneviler daha çok hamasi, tasavvufî, tarihî veya aşk konularını anlatmak için kullanılırdı. Gazeller genel olarak aşk ve tasavvuf konularını anlatmak için kaleme alınırdı. Kaside ve kıta ise övgü, methiye veya mersiye yazmak için tercih edilirdi.

18. Yüzyıla kadar geçerliliğini koruyan Aristoteles’in şiir tanımı şöyleydi: “Şiir, ahenkli (ölçülü), uyaklı (kafiyeli) ve hayal uyandırıcı (imge unsuruna sahip) bir söz sanatıdır.” Bu ögelerin her biri için ayrı bir bilim dalı oluşturulmuştur. Şiirin dış ritim ve ölçüsü için “Aruz”, kafiye için “uyak bilgisi” ve içteki kelimelerin ritim olarak orantılı olmaları için “Bedi‘ sanatı” geliştirilmiştir. Fars şiirinin estetik yapısını anlamak için bu bilimlere vakıf olmak gereklidir.

19. Yüzyılda yaşanan hızlı siyasal ve toplumsal değişimler, özellikle Avrupa’daki kültürel devrimler, Aristoteles’in şiir tanımının mutlak geçerliliğinin sorgulanmasına sebep oldu. Modern yaşamın artan hızı, toplumun yeni ihtiyaçları, makineleşme ve teknolojinin ortaya çıkmasıyla birlikte şairlerin klasik ölçü ve kafiyelere uzun süre ayırabilecek imkânları kalmadı. Bu şartlar şiir kalıplarının yeniden gözden geçirilmesini gerektirdi.

Şiirsel Unsurlara Karşı Olan Bakış Açısının Değişmesi

Şiirden önce kafiyenin, ardından da ölçünün çıkarılmasıyla birlikte, modern şairler hayal gücünü şiirin en öz ve temel ögesi olarak öne çıkarmaya başladılar. Hayali, gerçeklikten daha gerçek kabul eden Avrupa’daki Romantizm akımı, bu düşünsel dönüşümde önemli bir rol oynamıştır. André Breton’un sözleri bu dönüşümün özünü açıkça yansıtır: “Bana hayalden söz edin; çünkü benim gözümde hayal dünyasından daha gerçek bir dünya yoktur.”

Modern şiir, biçim ve içerik açısından daha geniş bir alanı kapsar. Daha önce işlenmeyen temalar ve hayatın bütün alanları şiir konuları olarak yerlerini bulmaya başladılar. Bu yenilikler, modern şiirin klasik şiire göre çok daha canlı ve somut olmasına sebep oldu.

Şiir-i Nev / Serbest Şiir’in ortaya çıkışı

Şiirdeki ilk büyük dönüşüm, Aristoteles tanımının üç ögesinden biri ve şairin özgür ifadesinin önünde bir engel oluşturduğu düşünülen kafiyenin şiirden çıkarılmasıydı. Bu olay “Şiir-i Nev” veya diğer adıyla “Serbest Şiir”in doğuşuna zemin hazırladı.

Bu tarzın en temel özelliği, şairi her beyitte ölçü birliği ayarlama gereğinden ve her beyit veya mısranın sonunda bir kafiye yazma zorunluluğundan kurtarmaktı. Bu özgürlük, modern şaire şiirde duygu ve düşüncelerine daha ağırlık verme imkânını sağladı.

Ali Esfendiyari, edebi adıyla Nimâ Yûşic, İran’da bu yeni şiir biçiminin öncüsüdür. Meşhur “Efsâne” adlı şiiri bu tarzın başlangıç noktası olarak kabul edilir. Serbest şiir, aydınlar tarafından toplumsal ve siyasal düşünceleri ifade etmek için uygun bir araç olarak görüldüğünden dolayı kısa bir sürede sevilen ve yaygın bir tarza dönüştü.

Beyaz Şiir / Şiir-i Şâmlûî’nin Doğuşu

Şiir kalıbı ile ilgili yaşanan bir diğer dönüşüm ise şiirin, Aristoteles tanımının ikinci ögesinden yani ölçüden de kurtulmasıydı. Avrupa’da başlayan bu dönüşüm İran’da da etkili oldu.

Beyaz şiir İran’da Şâmlû ile başladı ve “Şiir-i Şâmlûî” olarak tanındı. Bu üslup, kafiye ve ölçüyü tamamen şiirden çıkararak, şairi duygularını istediği gibi ifade edebilmesi için özgür bıraktı.

Sonuç

Genel olarak modern İran şiiri, şairin geleneksel bağlardan kurtulmakla beraber daha özgür ve daha bireysel bir ifadeye ulaşma çabasının yansımasıdır. Ölçü ve kafiyenin şiirden çıkarılması, hayal unsuruna gösterilen özel önem ve toplumsal, siyasal ve bireysel konuların şiire konu olmasına imkân tanımak, günümüz İran şiirini daha dinamik ve canlı bir şiir geleneğine dönüştürmüştür. Nimâ Yûşic ve Ahmed Şâmlû’dan sonra bu yol devam etmiş ve her yeni nesil şairler, kendi dünyalarını anlatmak için yeni bir dil arayışına girmişlerdir.

Mahru Mortazavi
16/09/2025